PAYAS TARİHİ

 Payas bölgesinde yerleşim neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir. Anadolu’yu Suriye ve Ortadoğu’ya bağlayan en kullanışlı yol güzergahı üzerinde olması sebebiyle tarihin her döneminde Payas bölgesi stratejik bakımdan önemli bir yerleşim bölgesi olmuştur. Payas’ın eski çağlardaki adı Baias'tır. Sonraları Bayyas, Bayas ve son olarak da bu günkü hali olan Payas adını almıştır. Antik çağlara ilişkin elimizde çok fazla kayıt yok. Ancak Karbeyaz bölgesindeki yoğun mezarlardan Payas’ın Hititler döneminde önemli bir şehir olduğu sonucunu çıkarıyoruz.
 
             Payas Bölgesi tarih boyunca çok önemli savaşlara sahne olmuştur. Bunlardan ilki Askeri ve siyasi yönden çok güçlü olan Pers Kralı Dara ile ünlü filozof Aristo'dan aldığı eğitimle eski Yunan kültürünü yani Helenizmi dünyaya hakim kılmak için yola çıkan Makedonya Kralı Büyük İskender arasındaki savaş, MÖ 333'te ki büyük savaştır. Bazı kaynaklar bu savaşın İsos (Erzin civarında )olduğunu söylese de Adana üzerinden gelen Büyük İskender'i arkadan vurmak için Antakya üzerinden gelen Pers Kralı Dara, Dumdum Ovası'nı geçip Aslanlıbeli'nden Nurdağı'nı aşarak ovaya inmiştir. Bu saldırıyı haber alan İskender karargahını İskenderun'da kurarak Dara'yı beklemiş, iki ordu MÖ 33'ün baharında ova Payas/Deliçay kenarında karşılaşmıştır. Yapılan savaşı İskender kazanmış, Dara'nın hazineleriyle birlikte ailesini de teslim almıştır. Bu dönemde Payas İsos'u da içine alan oldukça büyük bir şehir konumundadır.
 
     Bu savaştan başka, zamanın en büyük iki devleti Bizans İmparatoru Heraklius ile İran Kralı 11.Hüsrev zamanında 622'de yapılan dünya savaşı Payas'ta olmuştur. Bu savaşta İranlılar Bizanslıları yenmişler ve ateşperest olan İranlıların ehli kitap olan Bizanslıları yenmesi Müslümanları da üzmüştür.
 
             İzleyen Dönemlerde Payas, bu sefer de hac yolu üzerinde olması sebebiyle önemini korumuştur. Haçlıların İlk seferlerinde Anadolu’dan Payas üzerinden çıktıkları bilinmektedir. Payas’taki Cin Kule’nin gözetleme amacıyla 13.yy da yapıldığı tahmin edilmektedir.Bölge Kısa bir süre haçlı egemenliğinde kalmıştır.
 
             Barbaros Hayrettin Paşa Gazavat’ül Barbaros Hayreddin adlı hatıratında ilk korsanlık yıllarında abisi Oruç Reisin Memluk Sultanı tarafından itibar gördüğünü, Oruç reisten memnun olan Memluk Sultanı’nın Adana Valisine emir göndererek Oruç Reis için Payas’dan kereste kesilmek suretiyle Payas Körfezinde 10 parça gemiden oluşan bir donanma hazırlamasını emrettiğini nakleder. Ancak oluşturulan donanma daha ilk sefere çıkamadan yine Payas Körfezinde Venedikliler tarafından yapılan baskınla batırılır. Barbaros Hayrettin Paşanın naklettiklerinden 16.yy başında henüz Mısır Osmanlı egemenliğine girmeden, bu günkü İskenderun Körfezi’nin o dönemde Payas Körfezi olarak anıldığını görüyoruz.Bu da bize o dönemde Payas’ın çok önemli bir merkez olduğunu gösteriyor.
 
             Memluklulerden sonra bölgeye kısa bir süre Ramazanoğulları hakim olmuşlar ardından da Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi ile Bölge Osmanlıların eline geçmiştir. Hac yolu üzerinde olması nedeniyle Osmanlılar Payas’a önem vermişler ve eski kaleyi yerinden sökerek 1567-1571 tarihleri arasında bu günkü kale ve hendeği yapmışlardır.Cami Hamam ve imaret ise 1568-1574 yılları arasında tamamlanmıştır.



Payas kalesi, kervansarayı ve limanı ile uzun bir dönem önemini korumuştur .
 
           Osmanlı Devleti tüm doğu seferlerinde Payas limanını lojistik İkmal üssü olarak kullanmıştır. Son olarak 4.Murat ünlü Bağdat seferinde tüm lojistik ikmalini Payas üzerinden yapmıştır . Zaten o dönemden sonra Osmanlı Devleti bu bölgede büyük bir sefer yapmamıştır.
 
        Evliya Çelebi de ünlü seyahatnamesinde Payas’tan oldukça teferruatlı bir şekilde bahseder. Buna göre 17.yy da Payas’ın nüfusunun 8.000 civarında olduğunu anlıyoruz.Yine Evliya Çelebinin anlattıklarından o dönemde de turunç, üzüm ve incirin bölgenin en dikkate değer ürünleri olduğu sonucunu çıkarıyoruz. Evliya Çelebi yol üstündeki kervansaraylardan en lüzumlusu olarak Payas kervansarayını göstermiştir. Bu da Payas’ın 17.yy'daki önemini göstermek açısından dikkate değerdir.
 
           Bu dönemden sonra Payas bölgesinin Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte duraklayıp gerilediğini gözlemliyoruz. 17.Yy da 8.000 olan nüfusun Cumhuriyetin ilk yıllarında 6.000 civarında olması bizim için önemli bir göstergedir.
 
            17.yy dan I.Dünya savaşı sonuna kadar Payas tarihindeki en önemli olay 19.yy'daki büyük isyan hareketlerinden sonra Payas’ın çevredeki İskenderun, Belen, Antakya, Hassa ve Reyhanlı ile birlikte Halep Vilayeti’ne bağlanmasıdır.
 
     1.Dünya savaşı sırasında kısa bir süre Fransız işgaline uğrayan Payas işgalden fazla etkilenmemiştir. Her ne kadar 200 kişilik bir Fransız birliği ve atanmış bir Fransız kaymakamı bulunsa da Bölgedeki çete faaliyetlerinin Payas’ın dağlarında ve özellikle Fındık yaylasında üstlenmesi sonucu işgal hiçbir zaman etkili olmamıştır.
 
     Cumhuriyetin Kurulmasıyla birlikte Payas Çayı(Deliçay) Hatay ile sınır hattı olmuş ve Payas kısa bir süre Seyhan (Adana) iline bağlı bir sınır kasabası kimliğine bürünmüştür. Hatay meselesine büyük önem veren Atatürk; sağlık sorunlarının son safhada olduğu 1938 yılında Dörtyol’a gelmiş, Hatay meselesine ilişkin istihbarat çalışmalarını bizzat Payas kalesinde hazırlanan odasından takip etmiştir.
 
     1939 yılında Hatay’ın Anavatana katılımıyla Payas Hatay’a bağlanmıştır.1970 li yıllara kadar bir tarım ve bahçecilik beldesi olan Payas Demir_Çelik Fabrikasının kurulmasıyla bir anda büyümüş, 7.000'lerde olan nüfusu 35.000 lere adeta fırlamıştır. O günden bu yana istikrarlı bir şekilde büyüyen Payas 2013 yılında ilçe olmuştur.Bu gün sanayi ve ticarete dayalı ekonomisi, tarihi ve doğal güzellikleriyle Türkiye’nin gözde ilçeleri arasında yer almaktadır.