Anasayfa > Payas > Tarihi Mekanlar

Tarihi Mekanlar


PAYAS KALESİ

     Kale, külliyenin batısında yer alan çevresi hendekle çevrili sekiz kuleli bir yapıdır.

     Bölgedeki diğer kaleler gibi Haçlı kalesi, ya da Ceneviz kalesi olduğu iddia edilen yapı,arşiv malzemesine göre tamamıyla bir Osmanlı kalesidir.

     Yapımından sonra Payas'a simge oluşturan kale, başta Evliya Çelebi olmak üzere, seyyahların büyük ilgisini çekmiştir.

     Kale, Türk hakimiyetine geçtiği tarihlerde pek harap bir halde idi. Payas'ın önemli bir mevkii olarak seçilme özelliği göstermeye başlaması ile harap halde bulunan kalenin onarılarak içine muhafız konulması düşünüldü. Çünkü, kalenin varlığı aynı zamanda oluşturulacak iskele için de son derece önem taşıyordu.

     Böylece öteden beri yabancı gemilerin su ihtiyaçlarını karşıladıkları bir yer olan muhtemel zararlara karşı da korunmuş olacaktı.

     İşte bu nedenle Babiali (İstanbul) 1567 M.'de, Adana Beyi'ne bir hüküm yollayarak Payas Kalesi'nin derhal onarılması konusunda emir verir. Ayrıca Üzeyir Bey ile diğer ilgililere de bu onarım işine yardımcı olmaları için talimat verilir.

     Böylece 1567 M.'de, Halep hazinesinden sağlanan onbin altınla kalenin onarımına başlanır.

     Ancak, çok harap halde bulunan kalenin onarımının imkansız, hatta temelinin bile yeni bir inşaatı kaldıramayacak kadar zayıf olduğu anlaşıldığından Halep Beylerbeyi İskender Bey, Babiali'ye bir mektup göndererek kalenin onarımının imkansız olduğunu ve yeniden temel atılarak bu temel üzerine inşa edilmesi gerktiğini bildirir.

     İstanbul'dan kalenin tekrar yapılması konusunda olumlu cevap alındıktan sonra, eski temeller sökülerek aynı yere yeniden temel atımıyla kale yapımına başlanır. Onbin altın yapılan masrafı karşılamadığı için de Halep hazinesinden yirmibin filori (Floransa parası) daha alınır.

     Bunun üzerine Halep Defterdarı İstanbul'a mektup göndererek kalenin yapımı sırasında verilen yirmibin filorinin ihtiyacı karşılamadığı taktirde ve istek doğrultusunda yeniden para verilip verilmeyeceğini sorunca Babiali, Halep Defterdarı'na aşağıda tam metni verilen hükmü göderir:

     "Halep Defterdarı'na hüküm ki,

     Halya mektup gönderip Payas nam mahalle bina olunan kale mühimmi için yirmibin filori verilip ama kifayet edeceği malum olmayıp minbadakçe talep olunursa verilmesin mi deyü islam eylemişsin indi mezbur kalenin ithamı mühimmatı umurdandır buyurdum ki göresin şöyle ki verilen akçe kifayet etmeyip, daha akçe talep olunursa kifayet miktarı dahi akçe verip deftere kayd eyliyesiniz."

     Yukarıda aynen metni verilen belgeden anlaşılacağı üzere Babiali, kalenin bir an önce tamamlanmasına önem vermekte ve bu maksatla da Adana Beyi Derviş Mehmet Bey'e çeşitli hükümler göndererek kalenin bir an önce bitirilmesini emretmiştir.

     Bu haberden sonra, istenilen şartlara uygun olarak kalenin yapılması işine hızla devam edilerek kısa zamanda kuleleri keviyesine gelmesi sağlandı. Ancak, kulelerin burç bedenleriyle birlikte oniki arşın seviyesine gelmesi üzerine, zaman zaman durumdan haberdar edilen Babiali, bu yüksekliği yeterli görmeyerek kulelerin burç bedenleriyle birlikte onaltı zirai yükseklikte olmasını ve kuleler arasındaki yolların da iki zirai aşağıda kalmasını emreder.

     İstanbul'un emri doğrultusunda, istenilen şartlara uygun olarak kalenin inşaatına H -982 1571 M. devam olunur. Bu tarihten sonra inşaatı biten kalenin hendek vs. eksikliklerinin tamamlanması işi ele alınarak önce kale hendeğinin onarımı faaliyete geçilerek Babiali'ye görüş sorulur. Babiali'nin, hendeğin onarımına hemen başlanılması ve buraya yapılacak masraf, ırgat ve zahire ihtiyaçlarını da tespit ve tahmin ettirilerek bildirilmesini öngören cevabı üzerine inşaat yeniden başlar.

     Ancak, kale hendeğinin altı arşın derinlik ve sekiz arşın genişlikte yapılması emredilmekle birlikte, başlayan inşaat, yapılacak masrafın mahhallen tahmin edilememesi nedeniyle devam ettirilemez. Daha sonra ara verilen onarım işine, İstanbul'dan mimar ve usta gönderilmesini takiben yeniden başlatılır.

     Bir süre sonra Zilhicce 982 H./Mart M. 1574'de, hendeğin inşaatı tamamlanan kaleye İstanbul, Mamuriye (anamur) Kalesi'nden dört, Kıbrıs Kalesi'nden beş olmak üzere dokuz top gönderilmesi için emir verir. Kalede görevli yirmi neferin (asker) yeterli olmayacağı düşüncesinden hareketle, yirmi nefer daha yazılmasına ve ulufe tayini için defterin Haleb'e yollanmasına karar verilir.

     16. yy'a ait bu bilgilerden sonra 17. yy'da Payas'ı gören Evliya Çelebi'nin de izlenimleri şunları ifade etmektedir:

     ... Deniz kıyısında dörtgen biçiminde taştan yapılma bir kaledir. Sekiz tane sağlam kulesi ve her kulede irili ufaklı toplar vardır. En yüksek burcunda ise balyemez toplar olup limanı korur. Burası Haleb'in iskelesi olmakla serhat gibidir. Kalenin duvarı iki kat olup, burç ve kaleleri pek sağlamdır. Doğuya bakan yakada ikişer kat demir kapıları hendek üzerinde ağaçtan bir köprüsü vardır. Kale içinde 300 kadar ev, dizdar ve 70 kadar kale neferi bulunur. Kale çepeçevre 800 germe adımdır.

     Yapılan bazı onarım ve ilavelerle günümüze oldukça iyi durumda ulaşan kale, bu özelliğini yıllarca süren ve hayli masrafa mal olan mimari özelliklerine borçludur.

     Özellikle Küçük Ali isyanı ve Hatay'ın ayrı bir Cumhuriyet olduğu 1918 - 39'da, önemli bir askeri garnizona sahip olduğu iddia edilen kale 1919 öncesinde ağır suçluların da hapsedildiği yapıydı. Bu bağlamda, Namık Kemal de bir süre zindanında kaldığı kalede, yakın tarihe kadar balyemez toplarını bulunduğu çevredeki yaşlılar tarafından söylenmiştir.



CİN KULE

     Payas'ta sahile oldukça yakın konumda ikinci bir askeri niteliğe sahip yapıdır. Payas'ta bir Osmanlı şehri oluşturmak için gösterilen gayretin son halkasını teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Yani yapım tarihi gözönüne alınırsa kule, iskele, gümrük, tersane ve külliyeden sonra, Payas'ta inşa edilen çekirdek yerleşim dokusunun son büyük yapısını teşkil etmektedir.

     Limanda yapılan tabyalardan (ayrı olarak yapılmış ve silahlarla güçlendirilmiş istihkam) sonra, düşman gemilerinin taaruzuna karşı koymak ve Payas Kalesi'nin müdafaa mecburiyetini arttırmak için limana hakim bir nokta üzerine inşa edilmesine karar verilir.

     975 H./1577 M. yılında Babiali, Üzeyr Beyi ve Kadısına gönderdiği bir talimatla, limanın uygun görülen bir yerine, İstanbul Saray Burnu karşısında bulunan Kız Kulesi üslubunda metin bir kule yapılarak içine dört top ile yeteri kadar hisar eri konulmasını emretmiştir. Bu hükmün gönderilmesinden sonra, kalenin inşasına başlanılmıştır.

     17. yy. Payas'ı gören Evliya Çelebi ise gözlemlerini şöyle dile getirmektedir.

     İskele kulesi yuvarlak ve sağlam bir kule olup üzerinde kale koruyucuları gece gündüz gözcülük ederler. Çünkü gümrük buradadır.

     Adana eyaleti salnamelerinden birinde Cin Kule adıyla tanınan yapıdaki "Cin" kelimesinin Cenevizlilerden geldiği iddia edilmiştir.



PAYAS KÖPRÜSÜ

     Eski çarşının güney yanındaki Payas çayı üzerindedir.Üç kemerlidir.Osmanlılar tarafından yapılmıştır.Eski İpek yolunun bu köprüden geçtiği söylenmektedir.






SOKULLU MEHMET PAŞA KÜLLİYESİ

     Hitit, Asur, Pers, Yunan, Helenistik, Roma, Bizans, Erken Arap, Haçlı, Ceneviz ve Memlük akın ve uygarlıklarına sahne olmuş ve sonuçta Sultan 1. Selim zamanında Mercidabık Savaşı (1516) ile Osmanlı topraklarına katılmıştır.Antik dönemde "Baias",daha sonra "Payas" adını alan yerleşim yeri, esas kimliğini O smanlı döneminde kazanmış, kitabesine göre, 1574 yılında yapımı tamamlanan ve devrin ünlü Sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa (1564-1579) tarafından başmimar Sinan (1539-1588) ve Hassa Mimarlar Teşkilatı'na inşa ettirilen külliye ile önemli bir iskele ve konaklama merkezi hüviyeti kazanmıştır.

     Mimar Sinan, başkent İstanbul dışında, gerek İstanbul'u Balkanlar ve Orta Avrupa'ya, gerekse Anadolu ve Yakındoğu'ya bağlayan askeri, sefer, kervan, haç ve ulak gibi amaçlara hizmet eden yollar üzerinde de külliyeler inşa etmiştir.Bu külliyelere "Menzil Külliyeleri" denilmektedir.

     Geçit yeri, tepe akarsu kenarı ve denize yakın şekilde konumlanan menzil külliyelerinin yapımına, 16.yy'da başlanmış 17.yy'da devam etmiştir.

     Derbent (sınırlarda bulunan küçük kale) Teşkilatı ile bağlantılı bir menzil yeri olarak belirlenen Payas, çevreden aşiretler getirtilerek yeniden iskana açılmış, bu bağlamda, Sultan 2. Selim zamanında (1566-1574) Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa ve İmparatorluğun imkanlarıyla sahile, iskele, gümrük, tersane ve kule, sahilden birkaç metre içeriye de yeniden inşa edilen kale ve kapsamlı bir külliye yapılarak gerek bölgesel bir merkez oluşturulması, gerekse deniz ve karayolunun güvenliğinin sağlanması istenmiştir.Yeni kurulmaya başlayan bu kentin nüfusunu arttırmak için de iskana tabi tutulan aşiretlere bazı vergi kolaylıkları sağlanmıştır.

     Orijinal haliyle külliye, cami, hanikah(medrese), sıbyan mektebi, arasta(çarşı), dua kubbesi, han, tabhane(özel daireler şeklinde tasarlanmış mekanlar), imaret(yemek verilen yer), hamam, iki çeşme, köprü, hela ve servis mekanlarından oluşur.Genel hatlarıyla yaklaşık on beş dönümlük alanı kaplar.Yer seçiminde aşağıdaki faktörler rol oynar.Bunlardan birincisi, denize yakın bir konum tercih edilmesi, ikincisi ise Haçlılar dönemine ait harap bir kalenin yeniden değerlendirilmek istenmesidir.

     Tasarımda ilk dikkati çeken özellik içinde tarihi yolun geçtiği kuzey-güney doğrultusunda külliyeyi ikiye bölen boyuna dikdörtgen planlı arastadır(çarşıdır).Dikey ekseni oluşturan bu hat, merkezde doğu batı ekseniyle kesişerek mimari bir öğe olan dua-kubbesi ile vurgulanır.Böylece külliyede ilk planda biri diğeri de, yatay olmak üzere iki eksenin varlığı ve kesişme yerlerinin farklılığı dikkat çeker.

     İkinci önemli nokta, dikey eksenin külliye yapılarını iki ayrı gruba ayırmasıdır.Plan, tabhane ve imaretten oluşan iki blok, işlevleri ticari ve sosyal nitelik taşıyan yapıları bir yanda cami, hanikah, sıbyan mektebi ve hamamdan oluşan batı blok ise dini ve eğitim işlevli diğer yapıları ayrı yerde toplamaktadır.Böylece külliyede yaklaşık aynı işlevli yapılar yan yana ve ayrı yöne doğru inşa edilerek külliyenin tasarımına biçim verilmiştir.

     Hamama batıdan bitişik olarak inşa edilerek diğer yapılara göre en zayıf bağlantıyı yansıtan sıbyan mektebinin konumu ise yolcular ve misafirler için değil Payas halkı için yaptırıldığından kaynaklanır.Han, arasta, imaret ve tabhaneler külliyede ana yapılar olarak öne çıkmakta;hamam, hanikah ikinci, cami ve sıbyan mektebi ise üçüncü dereceden yapı konumunda karşımıza çıkmaktadır

     Külliyede, yöresel malzemeye uygun olarak kesme taş malzemeye ağırlık verilmiştir.Taşın diğer cinslerinin yanı sıra tuğla, ahşap, demir, kurşun ve alçı malzemelerde, değişen yer ve oranlarda karşımıza çıkmaktadır.

     Kesme taş, yapıların cephelerinde ve beden(kale) duvarında, paye ve duvar ayaklarında, ocak ve duvar nişlerinde, iç avlu duvarlarında kaplama malzemesi olarak kullanılmıştır.Moloz taşa, dolgu malzemesi olarak çeşitli yapılarda rastlanır.En yoğun kullanımı harap durumundan dolayı köprüde karşımıza çıkar.

     Mermer, beyaz.siyah ve kırmızı renk dokusu ile birlikte, alternatifli olarak almaşık düzende mihrapta, taçkapılarda, sadece beyaz mermer olarak kullanımı ise cami-hanikah avlusunun sütun ve başlıklarında, hamam döşemesi ve kurnalarında görülür.

     Tuğla, kemerlerde, örtü sisteminde, pişmiş toprak ise su sisteminde kullanılmıştır.

     Demir, caminin alt seviye pencerelerinde ahşap malzemede de kapı ve pencere kanatlarında kullanım alanı bulmuştur.

     Kurşun, camide, ana kubbe ve üst kat köşe odalarının kubbelerinde, hamamın soyunmalık kubbesi ile dua kubbesinin üzerinde kaplama olarak kullanılmıştır.Kervansaraya geçişte taçkapının ana bloktaşları arasında bağlayıcı olarak da kullanılmıştır.Külliye genel hatlarıyla son derece sade ve yalın tutulmuş, ancak vurgulanacak yerlerde bezemeye yer verilmiştir.Renkli taş süsleme dışında caminin son cemaat yeri sütun başlıklarında taş süslemeye rastlanır.

© 2008 Payas.bel.tr Tüm hakkı saklıdır.                                                                                                                             Programlama & Tasarım : E.A.